Yeni devletler ve değişen bağlantılar
İki kutuplu düzenin sona ermesi, bütün gerilimlerin sona ermesi demek değildi; bazı eski sorunlar yeni biçimler aldı.
SSCB dağıldığında harita değişti
1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yeni bağımsız devletler ortaya çıktı. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’la Türkiye’nin diplomatik, ekonomik ve kültürel ilişkileri genişledi. Siyasi bağımsızlık, bu ülkelerin bütün ekonomik ve kurumsal sorunlarını aynı anda çözmedi.
TİKA kalkınma iş birliği, TÜRKSOY kültürel iş birliği, Yunus Emre Enstitüsü dil ve kültür, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ilgili topluluklarla ilişkiler alanlarında farklı görevler üstlendi. Bu kurumları tek askerî veya siyasi ittifak gibi düşünmemeliyiz.
Avrupa’yla bütünleşme arayışı
Türkiye’nin Avrupa’yla kurumsal ilişkileri 1990’da başlamadı; 1963 Ankara Anlaşması gibi daha eski adımlara dayanıyordu. 1996’da Gümrük Birliği yürürlüğe girdi, 1999 Helsinki’de adaylık tanındı ve 2005’te katılım müzakereleri başladı.
Bu üç gelişmenin kapsamı farklıdır. Gümrük Birliği belirli malların ticari düzenine ilişkindir; adaylık ve müzakere ise üyelik sürecinin aşamalarıdır. Bunların hiçbiri tek başına tam üyelik anlamına gelmez. İlişkileri değerlendirirken dönemin ekonomik, hukuki ve siyasi koşullarını birlikte ele alırız.
Balkanlar ve Orta Doğu’da savaşlar
Yugoslavya’nın dağılması Bosna-Hersek’te 1992–1995 savaşına ve ağır sivil kayıplara yol açtı. Srebrenitsa’da 1995’te işlenen soykırım, uluslararası korumanın başarısızlığının simgelerinden biri oldu. Dayton düzenlemesi savaşı sona erdirirken karmaşık bir siyasi yapı oluşturdu.
Irak’ın 1990’da Kuveyt’i işgali 1991 Körfez Savaşı’na yol açtı; 2003’te ABD öncülüğündeki Irak işgali farklı bir savaş ve siyasi dönüşümdü. Filistin–İsrail uyuşmazlığında toprak, güvenlik, yerinden edilme ve siyasi haklar temel başlıklar olarak sürdü. Bu çatışmaları yalnız din farkına indirgemek siyasi ve tarihî nedenleri gizler.
11 Eylül ve Arap Baharı
11 Eylül 2001 saldırıları güvenlik politikalarını ve uluslararası ilişkileri değiştirdi. Terörle mücadele adına uygulanan yöntemler, savaşlar ve özgürlüklerin sınırlandırılması farklı ülkelerde tartışıldı. Terör eylemlerinin failleri ile aynı din veya kökenden siviller birbirine eşitlenemez.
2010 sonunda başlayan Arap Baharı, yönetimlere tepki, ekonomik sorunlar ve özgürlük talepleriyle gelişti. Her ülkede aynı sonuç doğmadı: yönetim değişiklikleri, baskı, iç savaş veya farklı uzlaşmalar görüldü. Benzer başlangıç talepleri, farklı kurum ve dış müdahaleler nedeniyle farklı sonuçlara ulaşabilir.
Komşu krizlerin Türkiye’ye etkisi
Irak ve Suriye’deki savaşlar Türkiye’yi sınır güvenliği, ticaret, terör ve kitlesel yerinden edilme bakımından etkiledi. Sığınan insanlar barınma, eğitim ve sağlık ihtiyacıyla karşılaşırken ev sahibi toplumlarda kaynakların paylaşımı ve uyum tartışmaları oluştu.
Ülkelerin kabul ve koruma politikaları farklılaştı. Karşılaştırma yaparken yalnız kişi sayısına değil, coğrafi yakınlık, ekonomik kapasite, hukuki statü ve hizmetlere erişime bakılmalıdır. Göç eden insanları tek bir siyasi aktör gibi görmek doğru değildir. Bu ders, belirli tarihî süreçleri açıklar; güncel krizlerin bütün ayrıntılarını değişmez bilgi olarak sunmaz.
Soğuk Savaş sonrası dünya yeni iş birliği imkânları kadar savaş, güvenlik ve göç sorunları da üretti.
Bu bölümün kazanımları
- MEB 8.21990 sonrasında meydana gelen siyasi gelişmeleri Türkiye’ye etkileri ve dünya siyasi konjonktürü bağlamında analiz eder.
- 1990 sonrası uluslararası gelişmeleri Türkiye’ye etkileri ve farklı aktörlerin amaçlarıyla açıklar.