Küresel savaş ve insanî yıkım
Cephelerin genişlemesi, savaşın askerler kadar şehirleri ve sivil nüfusu da hedef alan bir yıkıma dönüşmesine yol açtı.
Bölgesel saldırıdan küresel savaşa
Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgal etmesi üzerine İngiltere ve Fransa savaş ilan etti. Mihver tarafında Almanya, İtalya ve Japonya öne çıktı. Karşılarındaki Müttefik blokun yapısı savaş içinde değişti; Sovyetler Birliği ve ABD 1941’de aktif olarak bu cephede yer aldı.
Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması ve Japonya’nın Pearl Harbor baskını savaşın coğrafyasını genişletti. Blokları savaşın başından sonuna değişmeyen tek liste gibi öğrenmek yanıltır. Devletlerin savaşa giriş tarihleri, saldırıya uğramaları ve ittifak hesapları farklıydı.
Dönüm noktalarını sonuçlarıyla tanımak
Stalingrad’da Alman kuvvetlerinin yenilgisi doğu cephesindeki dengeyi değiştirdi. 1944 Normandiya Çıkarması Batı Avrupa’da yeni bir cephe açarak Almanya üzerindeki baskıyı artırdı. Bunlar savaşın tek başına bütün sonucunu belirleyen olaylar değil, farklı cephelerdeki büyük kırılmalardı.
Pasifik’te Japonya’nın gücü aşınırken Ağustos 1945’te ABD Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası attı. Büyük sivil kayıplar ve radyasyonun uzun etkileri nükleer çağın yıkıcı boyutunu gösterdi. Savaşın sona ermesini açıklarken askerî gelişmeler kadar bu insanî bedeli de görmeliyiz.
Siviller ve soykırım
Savaşta şehir bombardımanları, kuşatmalar, zorunlu göçler ve açlık milyonlarca sivili etkiledi. Nazi Almanyası, Holokost’ta yaklaşık altı milyon Yahudiyi sistematik olarak öldürdü; Romanlar, engelliler ve başka hedef gruplar da kitlesel zulüm ve cinayetlere uğradı.
Bu suçlar yalnız savaşın kaçınılmaz yan etkisi değildi; ırkçı ideoloji, devlet politikası ve örgütlü şiddetle bağlantılıydı. Tarih öğrenmek, failin gerekçesiyle mağdurun yaşadığını ayırmayı gerektirir. Savaş sonrasındaki yargılamalar ve insan hakları düzenlemeleri bu deneyimle yakından ilişkilidir.
Birleşmiş Milletler ve iki kutup
Atlantik Bildirisi savaş sonrası düzene ilişkin ilkeler ortaya koydu. Yalta ve Potsdam görüşmeleri Almanya’nın geleceği, işgal düzeni ve büyük güçlerin ilişkilerini şekillendirdi. 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler, uluslararası barış ve güvenliği korumayı amaçladı.
ABD ve SSCB’nin iki büyük güç olarak öne çıkması, Avrupa merkezli eski güç dengesini değiştirdi. BM Güvenlik Konseyindeki daimî üyelik ve veto düzeni, büyük güçlerin yeni kurumdaki özel konumunu gösterir. Uluslararası örgütün kurulması bütün savaş ve uyuşmazlıkların sona ermesi anlamına gelmedi.
Orta Doğu ve sömürgelerin geleceği
Savaşın ardından sömürge imparatorlukları zayıfladı; Asya ve Afrika’da bağımsızlık hareketleri güçlendi. Orta Doğu’da manda düzeninin çözülmesi ve 1948’de İsrail’in kurulması yeni bir çatışma dönemine yol açtı. Filistinlilerin kitlesel yerinden edilmesi ve Arap–İsrail savaşları bölgenin geleceğini etkiledi.
Bu süreçler yalnız iki süper gücün kararlarından ibaret değildi. Yerel toplumların bağımsızlık, güvenlik ve siyasi temsil talepleri de belirleyiciydi. Yeni devletlerin ortaya çıkması sınır, mülteci ve kaynak sorunlarını otomatik olarak çözmedi.
İkinci Dünya Savaşı küresel güç dengesini değiştirdi; insanî yıkım, yeni kurumlar ve iki kutuplu rekabet birlikte ortaya çıktı.
Bu bölümün kazanımları
- MEB 5.1II. Dünya Savaşı’nın sebepleri, başlaması ve yayılmasıyla ilgili başlıca gelişmeleri kavrar.
- MEB 5.3II. Dünya Savaşı’nın sonuçlarını değerlendirir.
- İkinci Dünya Savaşı’nın başlıca dönüm noktalarını ve yeni uluslararası düzenin oluşumunu açıklar.