Yerel direnişten millî iradeye
Bir kasabanın direnişi ülke çapında ortak bir hedefe bağlanmadıkça kalıcı sonuç almak güçtür.
İşgale karşı farklı tepkiler
15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan kuvvetlerince işgali tepkiyi büyüttü. Yerel silahlı direniş, mitingler ve cemiyetler farklı ihtiyaçlara cevap verdi. Kuvay-ı Millîye, işgallere karşı oluşan yerel silahlı güçleri anlatır; bütün millî örgütlenmenin tek bir düzenli ordusu değildi.
Müdafaa-i hukuk ve redd-i ilhak çevreleri bölgesel hakları savundu. Azınlık milliyetçiliğine dayanan bazı cemiyetler ayrı siyasi hedefler izlerken, bazı Osmanlı çevreleri kurtuluşu manda veya dış himayede aradı. Cemiyetleri adlarına göre değil amaçlarına ve faaliyetlerine göre değerlendirmeliyiz. Pontusçu örgütlenmeler de Karadeniz’de ayrı siyasi hâkimiyet hedefiyle bağlantılıydı.
Samsun, Havza ve Amasya
Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, resmî görevin sağladığı imkânlarla Anadolu’daki durumu değerlendirmesi ve örgütlenmeyi genişletmesi açısından önemlidir. Havza Genelgesi işgallere karşı protestoları yaygınlaştırmayı amaçladı.
22 Haziran Amasya Genelgesi’nde vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığın tehlikede olduğu, İstanbul yönetiminin sorumluluğunu yerine getiremediği ve kurtuluşun milletin iradesine dayanacağı ortaya kondu. Bu, gerekçe–amaç–yöntem ilişkisidir: tehlikeyi tanımlar, bağımsızlığı hedefler, millî iradeyi çözümün dayanağı yapar. Sivas’ta kongre toplanması çağrısı bu yöntemin örgütsel adımıydı.
Erzurum ve Sivas: katılım ile kararın kapsamı
Erzurum Kongresi toplanışı bakımından bölgeseldi; vatanın bütünlüğü, manda ve himayenin reddi, millî iradenin esas alınması gibi kararları bakımından millî nitelik taşıdı. Temsil Heyeti oluşturuldu. Sivas Kongresi ise farklı bölgelerin temsilini ve cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla birleştirilmesini sağladı.
“Erzurum bölgesel, Sivas millî” ezberi tek başına eksiktir. Hangi ölçütü kullandığımızı söylemeliyiz: çağrı ve katılım alanı mı, alınan kararların ülke için anlamı mı? Sivas sonrasında Temsil Heyeti ülke çapında yürütme işlevine yaklaşan bir merkez hâline geldi.
Temsilin tanınması ve Misak-ı Millî
Amasya Görüşmeleri, İstanbul hükûmeti ile Temsil Heyeti arasında resmî temas kurulması bakımından önemlidir. Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin toplanması, millî taleplerin meclis düzeyine taşınmasını sağladı. Ocak 1920’de kabul edilen Misak-ı Millî, bağımsızlık, ülke bütünlüğü ve belirli bölgelerin geleceği için temel ilkeler ortaya koydu.
Bristol ve Harbord raporları, işgalleri haklı gösteren bazı iddiaların ve bölgesel nüfus anlatılarının sorgulanmasında kullanıldı; bunlar doğrudan bağımsızlığı sağlayan antlaşmalar değildi. İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgali ve meclisin çalışamaz hâle gelmesi, Ankara’da yeni meclisin açılması ihtiyacını güçlendirdi.
BMM’nin yönetim anlayışı
23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi, millî egemenliğe dayalı yeni bir yönetim merkezi oluşturdu. Yasama ve yürütmenin mecliste toplanması güçler birliği ve meclis hükûmeti anlayışıyla ilişkilidir. Öncelik bağımsızlık olduğundan farklı siyasi görüşler aynı mecliste bulunabildi.
Ayaklanmalar karşısında Hıyanet-i Vataniye Kanunu ve İstiklal Mahkemeleri gibi tedbirler alındı. Mahkemeler olağanüstü savaş şartlarıyla açıklanırken hızlı yargılama ve sınırlı denetimin doğurduğu eleştiriler de görülmelidir. Anadolu Ajansı, doğru haber yayma ve mücadeleyi kamuoyuna anlatma amacıyla kuruldu. Otorite yalnız askerle değil hukuk, temsil ve iletişimle de kuruluyordu.
Sevr neden kabul edilmedi?
10 Ağustos 1920’de Osmanlı temsilcileri tarafından imzalanan Sevr, ülke topraklarını ve egemenliği ağır biçimde sınırlıyordu. Boğazlarda uluslararası denetim, geniş paylaşım düzenlemeleri, mali-askerî sınırlamalar ve kapitülasyonlar bağımsızlıkla bağdaşmıyordu. BMM antlaşmayı reddetti.
Sevr, öngördüğü siyasi düzen olarak hayata geçirilemedi ve Osmanlı’nın geçerli, uygulanmış barış düzeni hâline gelmedi. Bu, işgallerin yaşanmadığı anlamına gelmez. Tasarlanan düzen ile fiilî işgal alanlarını ayırmak gerekir. Millî Mücadele, yalnız bir harita değişikliğine değil egemenliğin dış denetime bırakılmasına da karşıydı.
Genelge ve kongrelerle kurulan ortak program, BMM’de millî egemenliğe dayanan bir yönetim merkezine dönüştü.
Bu bölümün kazanımları
- MEB 2.1Kuvay-ı Millîye hareketinin oluşumundan Büyük Millet Meclisinin açılışına kadar olan süreçte meydana gelen gelişmeleri açıklar.
- MEB 2.2Büyük Millet Meclisinin açılış sürecini ve sonrasında meydana gelen gelişmeleri kavrar.
- MEB 2.3Sevr Antlaşması’nın Millî Mücadele sürecine etkilerini analiz eder.
- Genelge, kongre ve meclis kararlarının millî birlik ve egemenlik açısından işlevini açıklar.