Siyasi denemeler ve dış politikada çözüm
Yeni devlet hem içeride temsil düzenini geliştirmeye hem dışarıda bağımsızlığını sağlamlaştırmaya çalıştı.
Meclis değişir, temsil tartışması sürer
I. Meclis bağımsızlık mücadelesi için farklı görüşleri bir araya getirmişti. 1923 seçimleriyle oluşan II. Meclis inkılapların önemli bölümünü gerçekleştirdi. Cumhuriyet Halk Fırkası siyasi hayatın merkezinde yer aldı. Çok partili hayata geçiş girişimleri, muhalefet ve denetim arayışıyla bağlantılıydı.
1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1925 Şeyh Sait İsyanı sonrasındaki ortamda Takrir-i Sükûn uygulamaları içinde kapatıldı. 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası denemesi de kısa sürdü. Bu girişimler kalıcı rekabetçi çok partili sistemi o dönemde kuramadı.
Güvenlik ile siyasi özgürlük arasındaki gerilim
1925 isyanı, 1926 İzmir suikast girişimi ve 1930 Menemen Olayı yönetimin güvenlik kaygılarını artırdı. Olağanüstü tedbirler, basın ve muhalefet üzerinde kısıtlamalar doğurdu. Olayların dinî, siyasi ve bölgesel boyutlarını kendi koşullarında değerlendirmek gerekir.
Bir siyasi partinin bütün üyelerini aynı isyan veya suikastın sorumlusu saymak doğru değildir. Dönemi incelerken olayın failleri, hükûmetin tepkisi ve bu tepkinin siyasi hayata etkisi ayrı başlıklardır. Cumhuriyetin kurulması, rekabetçi demokrasinin bütün kurumlarının aynı anda tamamlandığı anlamına gelmedi.
Lozan’dan kalan sorunların çözümü
Musul’da Türkiye tarihî, coğrafi ve nüfusla ilgili gerekçeler ileri sürerken İngiltere bölgeyi Irak düzeni içinde tutmak istedi. Görüşmeler ve Milletler Cemiyeti süreci sonrasında 1926 Ankara Antlaşması’yla Musul Irak’a bırakıldı. Yunanistan’la nüfus mübadelesinden doğan sorunlar zamanla uzlaşmayla çözüldü.
Fransa’yla borçlar, yabancı okullar ve Suriye sınırı gibi başlıklar; Sovyetler Birliği’yle güvenlik ve iş birliği ilişkileri önem taşıdı. Türkiye, dış politikada bağımsızlık, karşılıklılık ve barışçı çözümü gözetti. Bu yaklaşım her talebin elde edildiği anlamına değil, gerçekçi araçların kullanılmasına işaret eder.
Bölgesel iş birliği ve Boğazlar
Türkiye 1932’de Milletler Cemiyetine katıldı. 1934 Balkan Antantı Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında; 1937 Sadabat Paktı Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında iş birliğini güçlendirdi. Her iki düzenleme de bölgesel güvenlik kaygılarıyla bağlantılıydı.
1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Boğazlar üzerindeki Türk egemenliğini güçlendirdi; komisyon kaldırıldı ve Türkiye’nin bölgeyi silahlandırmasının önü açıldı. Değişen uluslararası güvenlik ortamı Türkiye’ye diplomatik fırsat sağladı. Bu, Lozan’ın bütün hükümlerinin sona ermesi değil, Boğazlar rejiminin yeni sözleşmeyle düzenlenmesiydi.
Hatay ve dönemin kapanışı
Fransa’nın Suriye üzerindeki manda düzeninin değişmesi Hatay sorununu gündeme taşıdı. Diplomatik görüşmeler, uluslararası süreç ve yerel siyasi gelişmeler sonunda 1938’de Hatay Devleti kuruldu. 1939’da Hatay Türkiye’ye katıldı.
Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938’de vefat etti; İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçildi. Dolayısıyla Hatay’ın katılması Atatürk’ün başlattığı ve önem verdiği politikanın sonucu olmakla birlikte onun ölümünden sonra tamamlandı. Bir politikanın hazırlanma dönemi ile sonucun gerçekleşme tarihini ayırmak gerekir.
Atatürk dönemi iç siyasetinde temsil denemeleri, dış siyasette ise bağımsızlığı güçlendiren gerçekçi ve barışçı çözüm arayışları öne çıktı.
Bu bölümün kazanımları
- MEB 4.1Atatürk Dönemi’nde Türkiye Cumhuriyeti’nin iç politikasındaki önemli gelişmeleri açıklar.
- MEB 4.2Atatürk Dönemi’nde (1923-1938) Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasındaki başlıca gelişmeleri açıklar.
- Atatürk dönemi siyasi denemelerini ve dış politika sorunlarını tarih ve çözüm yöntemiyle eşleştirir.